İş Kazası Sürecinde Arabuluculuk

İş kazası kavramının tanımı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda yapılmaktadır. Bu tanıma göre, iş kazası, sigortalının işverenin otoritesi altında bulunduğu bir sırada, gördüğü iş veya işin gereği dolayısıyla aniden ve dıştan meydana gelen bir etkenle onu bedensel veya ruhsal olarak zarara uğratan bir olaydır.

Meslek hastalığı kavramının tanımı, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nda yer almaktadır. Bu tanıma göre, meslek hastalığı, sigortalının yaptığı işin yürütülmesinden veya yapılan işin niteliğinden dolayı tekrarlanan nedenlerle ortaya çıkan ve sigortalının bedensel ya da ruhsal olarak hastalanmasına yol açan durumlardır.

İş kazası ve meslek hastalığı, işçinin ya da yakınlarının, maddî ve manevî zarar görmesine neden olan olaylardandır.

İş kazasına ya da meslek hastalığına uğrayan işçi ya da hak sahipleri, Sosyal Güvenlik Kurumu’nun yaptığı ödemeler dışında kalan maddî zararlarını ve ayrıca manevî zararını hem öğreti hem de Yargıtay kararlarıyla kabul edildiği üzere, kusurlu olan işverenden talep edebilir. Sosyal Güvenlik Kurumu da işçiye ya da hak sahiplerine yaptığı ödemeleri, açacağı rücu davasıyla, kusuru oranında işverenden talep edebilmektedir.

İşçiler ya da hak sahipleri, Sosyal Güvenlik Kurumu’na, iş kazası ve meslek hastalığından doğan zararlarına ilişkin talepte bulunamamaktadır. İşçiler ya da hak sahipleri, hak kazandıkları yardım ve gelirleri beş yıl içinde kurumdan (SGK) talep etmezlerse, söz konusu talepler zamanaşımına uğramaktadır. Bu durumda, işçiler Sosyal Güvenlik Kurumu’ndan talep edemedikleri tazminat taleplerini, on yıllık zamanaşımı süresince, doğrudan işverene yöneltebilmektedirler. On yıllık zamanaşımının başladığı tarih, zararın meydana çıkıp, belli olduğu tarihtir.

Öncelikle, iş kazası ya da meslek hastalığına uğrayan işçinin malvarlığındaki eşyaya ilişkin bir zararı söz konusu olabilir. Bu durumda, meydana gelen zarar, kusurlu olan işveren tarafından TBK.m.49 uyarınca tazmin edilmelidir. İşçi, uğradığı iş kazası ya da meslek hastalığı sonucunda bedensel zarara da uğrayabilir. Bedensel zarar, işçinin vücut bütünlüğünün ihlâlinin yanında ruh bütünlüğünün ihlâlini de kapsayacak şekilde anlaşılmalıdır. Örneğin, işçinin geçirmiş olduğu iş kazasından kaynaklı yaygın anksiyete bozukluğu, panik atak ya da panik bozukluk gibi psikolojik bir hastalığa yakalanması durumunda, bedensel zararının meydana geldiğini kabul etmek gerekir. İşçinin malvarlığında azalmaya neden olan bedensel zarar kalemlerinden bazıları, bedensele zarara ilişkin özel bir hüküm olan TBK.m.54’de yer almaktadır. Bunlar, tedavi giderleri, çalışılmayan dönemde uğranılan kazanç kaybı, çalışma gücünün azalmasından ya da yitirilmesinden kaynaklanan kayıplar ve ekonomik geleceğin sarsılmasından kaynaklanan kayıplardır.

Manevî tazminat, bir kişinin hukuka aykırı bir fiille kişilik haklarının zarar görmesi durumunda, bu zarara karşılık olarak verilen tazminattır. Başka bir deyişle, manevî tazminat, manevî zararın tam olarak yerine getirilmesi değilse de bir ölçüde dengelenmeye çalışılmasıdır. Manevî zarar ise, bedensel ya da ruhsal anlamda zarar görenin, kendi iç dünyasında yaşadığı elem, keder ve ıstırap gibi manevî hislerden dolayı meydana gelen zarara karşılık gelmek üzere kullanılan bir kavramdır. Manevî tazminat, Türk Hukukunda, hem bedensel zararlardan (TBK.m.56) hem de kişilik haklarına verilen zararlardan (TBK.m.58) kaynaklanarak talep edilebilir.

7036 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu’nun 3’üncü maddesinde, bireysel ya da toplu iş hukukuna dayanan işçi ve işveren alacağı ve tazminatı ile işe iade davalarına ilişkin olmak üzere, özel bir dava şartı getirilmiştir. Buna göre, bu tür davalarda, dava açılmadan önce arabulucuya başvurulması gerekmektedir. Kanun koyucu, aynı maddede, dava şartı arabuluculuğun, iş kazası ve meslek hastalığından doğan rücu, tespit ve tazminat taleplerinde uygulanmayacağını öngörmektedir.

İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat taleplerine ilişkin dava şartı arabuluculuğun uygulanmaması, tarafların ihtiyarî arabuluculuğa başvurmalarına engel değildir. İş kazası ve meslek hastalığından doğan tazminat talepleri hakkında, arabuluculuğa ihtiyarî olarak başvurulabilmesinde de tarafların eşitliğini sağlayabilecek öneriler önemini korumaktadır. Bu düzenlemeye göre, arabuluculukta taraflar arasında anlaşılan hususlar hakkında tekrar dava açılamaz.

Ayrıca edinilen bilgilerden çalışanların dava açma şartı olmamasına rağmen zorunlu arabuluculuğa başvurması yönünde talepler olduğu anlaşılmıştır. Bu Kapsamda iş kazası sürecinde işçinin açabileceği maddi manevi tazminat davalarına karşı bir önlem olarak uzman kişilerce zarar-tutar risk analizi ve raporlama yaptırılarak arabuluculuk yöntemi ile biran önce sonuç alınarak ve uzun dava süreçleri önlenebilecektir.

Not: Alıntılar yapılmıştır.